Dün akşam biraz düşündüm, sokakta hiç tanımadığı birinin soğukta yerde uyuduğunu görüp günü kötü geçen,
minik bir kedi yavrusunun ezildiğine şahit olup üzülen, televizyonda sabah programlarında gördüğü olaylara
gözleri dolan biz insanlar nasıl oluyor da kendimize karşı bu kadar acımasızca davranabiliyoruz?
Bazı kelimeler çok güzeldir, bazı kelimeler kısa ama anlamlıdır, içerisinde sandığımızdan daha fazla anlam
taşırlar. Öz şefkat bu kavramlardan birisi oldu benim için. Üzerine düşündüğümde her defasında yeni şeyler
farkedebildiğim bir kavramdır.
Öz şefkat dediğimiz kavram aslında kısaca; değer verdiğin insana nasıl davranıyorsan kendine de öyle
davranabiliyor musun? Sorusuna verdiğimiz cevap ile ilgili.
En çaresiz olduğunuz, kendinizi en kötü hissettiğiniz günün gecesini düşünün şimdi bir iki dakika. O gece
yatağa yattığınızda düşüncelerin kafanızda siz her ne kadar izin vermemeye çalışsanız bile nasıl oradan oraya
koşuştuklarını düşünün. Siz unutmaya, çözmeye ve daha iyi hissetmeye çalıştıkça size kendinizi daha da kötü
hissettiren hatta sizi sözleriyle daha da çaresizliğe iten kafanızın içindeki o sesi düşünün. Sizin yaptığınız
hataları yüzünüze vuran, acımasızca eleştirip etiketleyen, size kendiniz olduğunuz için kızan o ses kimin sesi?
Size ‘’Yine mi başaramadın?’’ ‘’Yine kendini küçük düşürdün.’’ ‘’Sen sevilmeyi haketmiyorsun belki de’’
diyen bu ses ne sizin annenizin sesi ne sizin arkadaşınızın sesi ne de düşmanınızın sesi. Bu ses sizin kendi
sesiniz. En başta dediğim gibi işte insanoğlu beceremez hiçbir zaman başkalarına olduğu kadar şefkatli,
yardımsever ve düşünceli olmayı kendine. Sanki kendi içinde küçük, ezik ve değer görmeyi haketmeyen bir
çocuk varmışçasına eleştirir kendini. Başkasına karşı gönlü boldur şefkat konusunda, kendine gelince
cimrileşir. Başkasına söyleyemez kendi kendine söylediği acımasız cümleleri. Kırmak istemez çünkü, üzmek
istemez hatta yakıştıramaz kimseye değersizliği. Kendine yakıştırır en çok.
Biraz uzaktan bakalım olaya, yanınızda sizi sürekli eleştiren, küçümseyen, özgüveninizi zedeleyen ve duygu
durumunuzu çökerten bir arkadaş olduğunu düşünün. Bu arkadaşa ne kadar tahammül edebilirsiniz ki? Edebilir
misiniz hatta? Bence bir çoğumuz 1-2 aya kalmadan uzaklaşırız hatta sitem ederiz ‘’Dur bir dakika benimle
böyle konuşamazsın’’ gibi. Uzaklaştırırız o insanı kendi çevremizden, bize iyi gelen insanları toplamak isteriz
çevremize. Onlar daha iyi hissettirir çünkü, özgüvenimizi kırmazlar, her daim yanımızdadır bu iyi dostlar.
Nitekim biz de onlara karşı öyleyizdir.
Şimdi sizlere 2 sorum var; en son ne zaman bir arkadaşınıza veya herhangi birisine ‘’ Boşver. Takma kafana her
şey geçecek’’ veya ‘’ Senin yapabileceğine inanıyorum, sen istersen her şeyi başarabilirsin’’ dediniz? Evet bu
ilk sorumdu, yanıtlamadan önce iyice düşünün. Belki 1 gün önce demişsinizdir belki de 1 yıl önce.
Bilemiyorum.
Gelelim ikince soruya; peki bunları en son kendinize ne zaman dediniz? Belki de hiç demediniz hatta belki
çevrenizdeki insanlar size bunları söylemiyor diye sitem bile ettiğiniz zamanlar, kendi kendinize kimsenin size
destek olmadığını, önemsenmediğinizi düşündüğünüz zamanlar olmuştur. Bu gibi anlarda ikinci soruyu tekrar
düşünün lütfen.
‘’Bunları kendime en son ne zaman demiştim?’’
Bugün bir karar aldım. Kendi kendimin elinden tutma kararı. Kendime bunca zamandır borçlu olduğum şefkati
gösterme kararı. Kendi kendime gösterdiğim şefkatte cimri davranmama kararı. İçimdeki ‘’acımasız iç ses’ ’in
yerini ‘’Şefkatli iç ses’’ ile değiştirme kararı. Hatta kimsenin bana göstermediği şefkati kendi kendime gösterme
kararı.
Psikolog Gizem İren