Bizler birer yetişkin olarak duygularımızı anlama, yorumlama ve ifade edebilme yönünden oldukça
zengin bir deneyim ve bilgi birikimine sahip olmamıza rağmen sık sık anlaşılmadığımızı veya kendimizi
anlatamadığımızı düşünürüz. Aslında bunu yapabilmemiz için gerekli olan ve izlememiz gereken 3
adım mevcut; duygumuzu tanıma, duygumuzun sebebini yorumlama ve duyguyu aktarma.
Araştırmalar insanoğlunun temel bazı duygular ile dünyaya göz açtığını söylüyorlar. Hatta bununla da
kalmayıp anne karnındayken bile temel duyguları deneyimlemeye başlıyoruz. Bu temel duygular öfke,
mutluluk, şaşkınlık ve korku gibi temel duygulardır. Hayata karşı deneyimimiz arttıkça bu duyguların
arasına yeni duygular eklenmeye başlar. Yeni duyguların eklenmesiyle birlikte iş karmaşık bir hal alır.
Konuyu kısa bir örnek ile biraz daha somutlaştırmak istiyorum. Doğduğu andan itibaren annesinin göz
bebeği olan Ali, bir kardeşi olacağını öğrendiğinde doğuştan getirdiği temel duygulardan biri olan
‘’mutluluk’’ ile karşıladı bu haberi. Aylar sonra kardeşine ilk kez dokunacağı günü sabırsızlıkla bekleyen
Ali, onu kucağına ilk aldığı anda farklı ve yeni bir his ile karşı karşıya olduğunu biliyordu fakat bu his
neydi? Anlamlandırması için biraz daha vakit gerekiyordu. Kardeşinin hayatlarına girmesiyle beraber
Ali, artık eskisinden daha az oyun oynayabiliyor, annesiyle daha az vakit geçirebiliyordu. Çünkü Ali’nin
artık ‘’Sorumluluk’’ alması gerekiyordu. Ali’nin tek problemi eskisine göre daha fazla sorumluluk alması
değildi, önceden günün neredeyse tamamını annesiyle vakit geçirerek tamamlayan Ali artık annesiyle
sadece yemek ve uyku zamanında tam anlamıyla iletişim kurabiliyordu. Bu durum Ali’de bir
huzursuzluk yarattı ama neden? Biraz düşününce kardeşi olmadan önce daha güzel bir hayatı
olduğuna kanaat getirdi. Belki de kardeşi onların hayatına hiç dahil olmasaydı annesiyle yine eskisi gibi
vakit geçirebilecekti. Annesi Ali’den ziyade kardeşi ile vakit geçirmeyi tercih ediyordu. Küçük
kahramanımız Ali daha önce hiç tatmadığı bir duyguyla karşılaşmıştı ‘’kıskançlık’’ bu duyguyla baş
etmek gerçekten çok zordu. Adını koyamadığı, nedenini ve çözümünü bilemediği, kimseye ifade
edemediği bu duygu Ali’nin okulda bazı sorunlar yaşamasına hatta arkadaşları ve öğretmenleri ile
çatışmalar yaşamasına sebep olmuştu. Bu problemin temelinde yatan problem Ali’nin yaşadığı
duyguyu anlamlandıramaması, yanlış yorumlaması ve ifade edememesiydi. Çünkü aslında Ali bu
durumda yaşadığı hisleri ailesine aktarabilseydi ailesi Ali’ye bir kardeş sahibi olmanın sorumluluklarını,
ağabey olmanın getirdiği güzellikleri ve yeni doğmuş bir bebek olarak kardeşinin bazı ihtiyaçları
olduğunu anlatabilir, Ali’den bu konuda destek isteyerek sürece onun da dahil olmasını
sağlayabilirlerdi.
Bu hikâye belki de birçok anneye ve babaya tanıdık geliyor olabilir. Çocuklar duygularını ifade
edemedikleri zaman hırçınlaşır ve agresifleşirler. Yani aslında bütün o davranış bozukluğu, uyum
problemi dediğimiz durumların altında duyguları tanıyamama ve ifade edememe problemi yer alıyor.
Bu konuda neler yapılabilir?
Yapılabilecek en güzel şey aslında model alarak öğrenme yöntemidir. Şöyle ki; siz ebeveynler gündelik
hayatta özellikle çocuğunuzla konuşurken veya eşinizle konuşurken duygularınızı nasıl
tanımlıyorsunuz? Tanımlıyor musunuz? Neden böyle hissettiğinizi açıklıyor musunuz? Ailecek yenen
bir akşam yemeğinde sofradaki herkes o gün hissettiklerini paylaşmalı ve ona öyle hissettiren
sebepleri aile bireyleriyle tartışmalı. Çok değerli sorular olan ‘’Bugün nasıl hissediyorsun?’’ ‘’Sana böyle
hissettiren şey nedir?’’ çocuğunuzla yaptığınız sohbetlerden ve çocuğunuzun yanında eşinizle
yaptığınız sohbetlerden eksik olmamalı. Sizden aldığı cesaret ve model alarak öğrendiği duygu ifadesi
yöntemini kendisinin de uygulamaya başladığını zamanla göreceksiniz.
Unutmayın ki;
Duygularını tanımayı ve ifade etmeyi küçük yaşta ailesinden öğrenen çocuklar ileri dönemlerde sosyal
ilişkilerde çok daha başarılı olurlar.

Klinik Psikolog Gizem İren